‘Çocukluğumuz gitti… Sur’u başımıza yıktılar’

Hatice Kamer-Diyarbakır BBC

Onun da evi yıkılmış. Manzara karşısında ağzından ‘vahşet’ sözcüğü dökülüyor. Konuşmak istemiyor.

Diyarbakır Valiliği, hafta sonunda yayımladığı bir basın açıklamasıyla Sur’un üç mahallesinde toplam 14 sokakta, 11 Aralık 2015’ten beri uygulanan sokağa çıkma yasağının kaldırıldığını duyurdu.

Sur’un altı mahallesinde altı aydır yasak devam ediyor.

Dört Ayaklı Minare’nin olduğu sokağı kapatan branda hala duruyor.

Kameralarımızı gören polis kimliklerimize baktıktan sonra bölgede çekim yasağı olduğunu söylüyor.

O sırada elinde ikametgah kağıdıyla yaşlı bir kadın geliyor. Adı Şefika, Dicle Sokak’taki evine gitmek istiyor.

“Ana kurban, dizlerim ağrıyor, yürüyemiyorum. Polise söyleyin, beni buradan bıraksın, evim hemen şu köşede” diyor ama polisler yasak olduğu için geçişe izin vermiyor. Yaşlı kadın da başka yolu denemek zorunda kalıyor.

Sokakta bekleyenlerden iki kişi Hasırlı Mahallesi sakini olduklarını söylüyorlar. Her ikisinin de evi yıkılmış.

Ayda bin lira kira yardımı aldığını söyleyen yaşlı adam, fotoğrafını çekmeme izin vermiyor.

Kira yardımlarının geç ödendiğinden şikayetçi. Bunu dillendirince orada bulunan bir başkası “Sen hayatında bir milyarı bir arada gördün mü ki şimdi şikayet ediyorsun” diye tepki gösteriyor.

Bu söze sinirlenen adam “Başımıza ne geldiyse senin gibi adamlar yüzünden geldi” diyerek onu tersliyor.

‘Çocukluğumuz gitti’

Mehmet Demir de Hasırlı Mahallesi’ndeki evinin yıkıldığını anlatıyor. “60 yıldır o mahalledeyiz, çocukluğumuz gitti. Devlet trilyon verse ne olacak, Toledo yapacaklarmış, yalan söylüyorlar. Gidin yıkımı kendi gözünüzle görün. Evimizi, geçmişimizi yıktılar, neyimiz kaldı ki?”

Yoğurtçular Sokağı’nın gerisinde küçük kapılı bir evin önünde bekleyen bir el arabası var. Küçük bir kız, evden eşyayı alıp arabaya yüklüyor. Adı Gülcan. Abisi ve annesini bekliyormuş.

Ulu Cami’nin arkasında bir eve taşındıklarını anlatıyor. Daha önce Alparslan İlköğretim okuluna gidiyormuş ama yasaktan dolayı Yenişehir’de bir başka okula gitmek zorunda kalmış. Evde çok ağır bir koku var, ama küçük kız bizi evde cirit atan farelere karşı uyarıyor.

İsimsiz bir binadan genç bir çift sesleniyor, evlerinin halini görmemizi istiyorlar. Evin sahibi Mehmet Aktaş, oturma odasında klimanın üstüne bir kumrunun yuva yaptığını söyleyerek bize göstermek istiyor.

“Burası nerdeyse yabani hayata dönmüş, baksanıza evlerimize güvercinler yuva yapmış” diyor.

Yasaktan önce damda 48 yarış güvercini beslediğini anlatan genç adam, tüm kuşlarının açlıktan öldüğünü söyleyerek güvercinlerden geriye kalan ayakları ve ayaklarındaki bilezikleri gösteriyor.

Eşi de üç aydır psikolojik tedavi gördüğünü anlatıyor. “Yasak kalktı dediklerinde buraya gelemedim iki hap birden attım, yoksa bu manzarayı nasıl kaldırabilirim?”

Kızı Hazal bebeğiyle oynuyor. Çocuklarının psikolojisinin de bozulduğunu anlatan genç kadın “Çocuklarımız da kin ve nefret doldu artık. Belki ilerde evlerimizi bu hale getiren insanların çocuklarıyla aynı okullara gidecekler, bu kini, bu yaşananları hafızalarından, yüreklerinden nasıl söküp atabileceğiz, hangi mahkeme hakkımızı arayacak, söyler misiniz?” diye soruyor.

Ara sokakların birinde yedi katlı bir binanın tepesine çıkmamızı ve oradan tüm Sur’u görebileceğimizi söylüyorlar.

Tek Apartmanı adındaki binanın girişinden itibaren çok ağır bir koku ile karşılaşıyoruz. Bu bina, beş ay boyunca Sur’da bütün yaşananların izini taşıyor.

Merdivenlerde biriken çöpler ve leş kokusu iç içe karışmış. Binaya her gelen burnunu kapatıp hızla dama çıkmaya çalışıyor.

Üçüncü katın merdivenindeki kan izleri ve yerde sarı bir kartona yazılan ‘ X-5 no’lu ceset’ yazısı dikkatimi çekiyor. Bina sakinleri, tam da bu merdivenlerde iki YPS’linin öldürüldüğünü söylüyorlar.

Binadaki tüm dairelerde çok büyük bir tahribat var ama evi en fazla zarar gören son katta oturan Fatma Aydeniz.

Yaşlı kadın karşılaştığı manzaranın şokunu yaşıyor, şaşkın bir şekilde etrafını izliyor. Kapının hemen yanındaki duvara mavi boyayla üç hilal çizilmiş ve “Türk” yazılmış.

Oturma odasının duvarının köşesine de kum yığılıp duvarlar delinmiş. Açılan deliklerden Hasırlı Mahallesi’ni görmek mümkün. Odanın bir köşesinde ise boş mermi kovanları duruyor.

İçerdeki insanlardan biri “Ben askerliğimi yaptım, bu kovanlar uçaksavar mermilerine ait” diye iddia ediyor. Yaşlı kadının evinin keskin nişancılar tarafından kullanıldığı iddia ediliyor.

HDP Milletvekilleri Nursel Aydoğan ve Sibel Yiğitalp de kapıdan içeriye giriyorlar. Her ikisi de hem Sur’daki manzaraya hem de evdeki duruma tepki gösteriyorlar.

Nursel Aydoğan, Başbakan Davutoğlu’nun Toledo sözünü hatırlatarak “Bu durumun mimarı sayın Davutoğlu eseriyle övünsün, gelip Toledo’yu görsün” diyerek tepki gösteriyor.

Binanın tepesine çıkıyoruz. Yasağın sürdüğü mahalle sakinleri buraya gelerek evlerinin son durumunu uzaktan izlemeye çalışıyorlar. Manzara karşısında tepki gösterip küfredenler de oluyor, gözyaşlarına hakim olamayıp ağlayanlar da.

Kurşunlu Camii’nin minaresine büyük bir bayrak asılmış. Hacı Hamit Cami ve Paşa Hamamı yıkılmış.

Beş dakika öncesine kadar da içimde bir umut vardı ama artık o da bittiSerpil

Hançepek olarak bilinen dar ara sokaklardan eser kalmamış.

Hacı Hamit Cami karşısındaki dar sokakları ve evleri yıkan iş makinlerinden biri hala duruyor. Binadaki kalabalık, yıkımın devam edeceğini söylüyorlar.

Binanın bu köşesinin de keskin nişancılar tarafından kullanıldığı söyleniyor. Yerdeki kum torbalarını, minderler ve boş kovanları, duvarın köşesine açılmış iki deliği de göstererek kanıtlamaya çalışıyorlar.

Kemal adındaki Fatih Paşa Mahallesi sakini üzgün ve dalgın bir şekilde Kurşunlu Camii’nin olduğu yöne bakıyor. Onun da evi yıkılmış. Manzara karşısında ağzından “vahşet” sözcüğü dökülüyor. Konuşmak istemiyor.

Genç bir adam da iki küçük oğluna artık olmayan evlerinin boş yerini gösteriyor. Çok üzgün görünüyor. Çocukları da “Ne zaman eve döneceğiz?” diye sorup duruyormuş. Adam, artık dönecek bir evlerinin olmadığını söyleyerek iki küçük oğlunun elinden tutup oradan ayrılıyor.

Muhammet de çocukluğunun Hançepek’te geçtiğini söylüyor. Eliyle mahallesini gösteriyor. “Hançepek’in dar sokakları vardı, şu boş meydana bakıyorum, hiçbir yeri tanıyamıyorum, çocukluğumuzu da silip aldılar, insanlık bu mu? Gelip eserlerine baksınlar, Toledo’suyla övündükleri ispanya’nın Franko’su bile böyle bir şey yapmamıştır” sözleriyle duygularını ifade ediyor.

Hançepek’in bir başka sakini Ahmet de eşi Serpil’i alıp uzaklarda kalan evlerini izlemek üzere getirmiş.

Image copyrightHATİCE KAMER

Ahmet, evinin fotoğraflarını gördüğünü ama eşinin buna inanmak istemediğini anlatıyor. Eliyle evin olduğu tarafı işaret ediyor.

“Bak, hiçbir şey kalmamış, evin yerinde yeller esiyor, artık inandın mı?” diyor. Eşi gözyaşları içinde “Beş dakika öncesine kadar da içimde bir umut vardı ama artık o da bitti” diyerek ağlamaya başlıyor. Kocası gitmek istiyor ama kadın “Ayaklarım gitmek istemiyor” diyor. Eşi elinden tutup götürüyor.

Sur’u başımıza yıktılar

Biraz sonra Fatma Akmeşe adındaki kadın geliyor. Kızı bu binada oturuyormuş.

Akmeşe’nin oğlu Gündüz, Sur’da hayatını kaybeden gençlerinden biri. O da diğer ailelerle birlikte oğlunun cenazesini almak için aylarca oturma eylemi yaptı.

Aylarca aradıkları cenaze iki hafta önce Çarşamba günü Gaziantep morgunda bulunmuş. Cenazeyi alıp Yeniköy mezarlığına defnettiklerini söylüyor.

“Yasak başlayınca oğlumla birlikte kızımı almaya geldik. Kızımı aldık ama oğlum kaldı. Daha bir yıllık evliydi. Ocağım söndü. Kızımın evinde oğluma ait bir şeyler bulurum umuduyla geldim ama yok, hiçbir şey yok. Merdivenlerde kan izleri vardı, kim bilir belki o oğlumun kanıdır, üzerine basarak geldik. Sur’u başımıza yıktılar, ocağımızı söndürdüler. Allah sebep olanların yanına koymasın” diyerek ağlıyor.

Image copyrightHATİCE KAMER

Gülay da kızı Dicle’yi kucağına alıp evini göstermeye çalışıyor. Küçük kız annesinin gösterdiği evi tanıyamıyor, evimize gidelim diyerek ağlamaya başlıyor.

Binanın tepesinden yasaklı mahallelerini izlemeye gelen Sur’un eski sakinleri, yıkımı ve tahribatı görünce, hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağının farkında olarak, çaresiz bir şekilde oradan uzaklaşıyorlar.