İTİRAFNAME…

Didem-01Didem Arslanoğlu

Didem Arslanoğlu Sayfa arkadaşlarımın hatırlayacağı üzere…

Bundan yaklaşık 3 yıl önce ‘AHDE VEFA’ ismiyle bir grup çalışması yapmıştım. Bu çalışmamda, özellikle 12 Eylül darbesiyle birlikte Diyarbakır zindanında yaşanan vahşetlere tabi tutulan PKK Ana davadan öncülerimizi, ve onların kahramanlık dolu direniş öykülerini işliyordum. Aynı çalışma kapsamında ‘Hamili Yıldırım’a Özgürlük’ kampanyasına da yer vermiştim. Gelin görün ki; işin perde arkası çok farklıydı. İşin gerçeğinde bu çalışma bir insanı yeniden ayağa kaldırmanın operasyonuydu. Ahlâki olarak bu insanın ismini yazmayacağım. Zira burda amaç isim değil, niyet ve sonuçtur. . Böylesi umutların savrulduğu, deyim yerindeyse; şaşkın bakışlarımızla uçurumun kenarında durmuş, neredeyse Allah’ a avuç açarak yardım dilediğimiz bu karanlık dönemde, artık bu gerçeği itiraf etmenin vaktinin de geldiğini düşünerek; sizlerle paylaşıyorum. İçerisinde bulunduğumuz bu karanlık günlere ışık tutabilir umudu ile.. Operasyonel çalışmam şu şekilde gelişecekti… PKK Anadava öncülerinden, değerini kurabileceğim hiçbir cümlenin kifayet edemeyeceği; gerek zindan sürecindeki onurlu ve dik duruşuyla sergilediği öncü karakteriyle, gerekse zindan sonrası mücadelemiz içerisindeki duruşuyla olağan üstü, benimde yaşamımda örnek aldığım istisna öncülerimizden biri olan, bir büyüğümüzdü mevzu. Bu büyüğümüz de, mücadellemizi bitirme noktasına kadar getiren mevcut anlayışlar içerisinde yitip giden bir çok değerimiz gibi; hayli yıpranmış, anlayışlar karşısında adettâ takaatsiz kalmıştı. Mücadelleyi bırakacak yol ayırımındaydı diyebilirim ve ben bunları görüyordum. Düşmemek için inanılmaz çaba sarf ettiğini de, ancak; çözümsüz kaldığını da görüyordum. Kendisine güç verme hususunda çabalasam da, açıkçası ardılısı olarak saygısızlık olacağını düşünerek çekimser kalıyordum. Nitekim, kendisi de anlatmazdı zaten. Ancak ne pahasına olursa, olsun zindan da onca zulme boyun eğmemiş bu koca devrimciyi yeniden ayağa kaldıracak bir yol bulmalıydım! Onunla bu durumun sohbetini etmeden; nasıl bir yol, yöntem bulabilirimin düşüncesiyle günlerim geçti diyebilirim. Bir yolunu bulmalıydım ama. Ve sonunda bulmuştum… Uzun beyin egzersizlerimin sonucunda, ‘AHDE VEFA’ ismiyle bir grup çalışması yapma fikri gelişmişti düşüncemde. Nitekim sözünü ettiğim büyüğümüz aynı zamanda sayfa arkadaşımdı ve paylaşımlarımı da ilgiyle takip eder, okurdu. Bundan daha önce söz etmişti bana… Doğal bir seyr içerisinde uygulayacaktım… Özellikle 12 Eylül Diyarbakır cezaevinde yaşanan vahşetlerden sağ kurtulan öncü kadrolarımızı tek, tek fotolarını da paylaşarak; hergün birini yad edecek, onların kişilik özellikleriyle bütünleşen özlü sözler bulacaktım, ve zindan döneminde onlara ilişkin espri, ya da anıları bulup derleyecektim. Bu şekilde hem biz ardılıların onlara olan vefa borcunu bir nebze gösterme fırsatı bulacak, hem onlara yeniden güç verebilecektim bu vesileyle… Ve böyle bir çalışmanın stradını verdim nihayet. İlk etapta zindan şehitlerimizden başlayarak; sonrası o zindanda sakatlananlardan, sonrası yaşayanlardan. Hatta; zindan da direndiği halde, sonraki zamanlarda anlayışlarla çatışarak, uzaklaşanları da işledim; bu bir vefa borcuydu!. Nitekim hep savundum, hâlâ da savunurum; PKK’yi PKK yaparak, milyonlarla buluşturan Diyarbakır cezaevinin ilk PKK’ li direnişçi kadrolarıdır! Bu gerçekliğin altını çizerek… Bu hasassiyetimden hareketle… Bu grup çalışmam kısa zamanda gündemleşmiş; hatta bir çok haber sitesinde konu olacak boyutta gelerek; hayli beğeni ve taktir kazanmıştı. Hergün bir öncü kadromuzun biyografisini; fotosunu, kısaca hayatını ve zindan direnişine dair geçmişiyle işliyordum. O süreci sayfa arkadaşlarım yakinen bilirler. Büyük gün yaklaşıyordu… Asıl amacım olan söz konusu büyüğümüzü birgün önceden aradım. Kendisiyle ilgili paylaşım yapacağımdan söz etmeden; sayfayı takip edip, etmediğinden emin olmak ve çalışmaya dair tepkilerini ölçmekti amacım. Sohbetimiz esnasında sayfayı ve çalışmayı büyük bir ilgiyle takip ettiğini, ardılılarının bu tarz bir çalışma ile kendisini heyecanlandırdığını, o gün zindanda verdikleri direnişin ve çektikleri acıların boşuna gitmediğini böylece görürken; sevindiğini dille getiriyordu. Tamam! dedim ve düğmeye bastım… Yarın onu işleyecektim. Çok dikkatli cümleler seçmeliydim; öyle cümleler seçmeliydim ki; onu yeniden ayağa kaldıracak, şahlandıracak cümleler olmalıydı, ve bir daha asla yılgınlığa düşmemeliydi. Bütün gece uyumadım. Aylardır yaptığım bu operasyonel çalışmam sonuç almalıydı! Ve ertesigün; Onun günüydü…. Fotosunu paylaştım, biyografisini, zindan direnişlerindeki öncü duruşunu ve onun mücadele içindeki varlığını özetleyen cümleler!… Diyarbakır zindan direnişinin boyun eğmez öncüsü! Esat Oktay’a diz çöktürtten adam! Ölüm Oruçlarının neferi! Mazlum Doğan’ın, Hayri’nin, Orhan’ın, Kemal’in, Necmi’nin, Ferhat’in, Sakine’nin emanetçisi! Hiçbir koşulda yılmayan, kaçmayan PKK öncü kadrosu! Bu büyüğümüz koşullar ne olursa olsun, mücadellesine ve halkına ihanet etmedi, etmeyecek! Son damla kanına kadar mücadelleyi bırakmayarak, özgürlüğe taşıyacak tek adam! diye yazarak, sonlandırmıştım… Ve başarmıştım! Bir hafta sonra bu büyüğümüz öyle bir karara imza attı ki; bir daha kendisini yılgınlığa düşürecek bir ortama mahal dahi vermeksizin! O şimdi olabilecek en güzel, en doğru, en yüksek yerde… Onun ve onun gibi halk mücadelemizi zindandan bugünlere taşıyan, hali hazırda çalışmalar içerisinde olan, ya da uzaklaşan tüm PKK öncü kadroların önünden saygı ile eğiliyorum. Sizi çok seviyorum…

 

Not: Bu sır’ı ilk kez burada açıklıyorum…